23 Şubat 2011 Çarşamba

TÜRKİYE YÖNÜNÜ YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARINA ÇEVİRMEK ZORUNDADIR


Kayseri Genç Sanayici ve İşadamları Derneği'nin yayınında çıkan söyleşim aşağıda...

Toplumdaki genel kanı “alternatif” ve “yenilenebilir” enerji kavramlarının aynı olduğu yönündedir. Oysa alternatif enerjiyi yenilenebilir enerjiden ayıran en önemli fark, yenilenebilir enerji kaynaklarının; `doğanın kendi evrimi içinde, bir sonraki gün aynen mevcut olabilen enerji kaynağı` olmasıdır. (Ömürhan Soysal, EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Yazman Üyesi)

Konuya bir giriş olması açısından alternatif enerji kavramını kısaca tanımlayarak başlayalım isterseniz. Nedir bu alternatif enerji?

En genel anlamıyla bir cismin veya bir sistemin iş yapabilme yeteneği olarak tanımladığımız enerjinin başlıca çeşitleri: Kimyasal enerji, ısı enerjisi, elektrik enerjisi ve mekanik enerjidir. Dünya genelinde tüketilmekte olan enerjinin büyük bir kısmı petrol, kömür ve doğalgaz gibi fosil yakıtlar kategorisindeki kaynaklardan üretilmekte olup bu kaynakların rezervlerinin de sınırlı olduğu yapılan tüm araştırmalarla ortaya konmuştur. Bu araştırmalardaki ortak görüş petrol rezervlerinin 40-45 yıl, doğalgaz rezervlerinin 60-67 yıl ve kömür rezervlerinin 240-250 yıl sonra tükeneceği yönündedir.

İşte böylesi bir gerçeklik önümüzde dururken ihtiyacımız olan enerjiyi karşılamak için insanoğlu farklı kaynaklara yönelmiş ve mevcut enerji kaynaklarına "alternatif" yaratmaya çalışmıştır. Bunun için de hidroelektrik enerji, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, jeotermal enerji, biyokütle ve biyogaz enerjisi gibi bilinen ve kullanılagelen enerji kaynaklarına alternatif yaratmıştır.

Toplumdaki genel kanı "alternatif" ve "yenilenebilir" enerji kavramlarının aynı olduğu yönündedir. Oysa alternatif enerjiyi yenilenebilir enerjiden ayıran en önemli fark, yenilenebilir enerji kaynaklarının; "doğanın kendi evrimi içinde, bir sonraki gün aynen mevcut olabilen enerji kaynağı" olmasıdır.

Alternatif enerjiyi önemli / zorunlu kılan etmenler nelerdir?

Enerjinin yukarıda sıraladığımız çerçevedeki tanımı doğrultusunda kullanılabilmesi için önemli parametreler vardır. Bunlar;

· Güvenli/güvenilir

· Verimli

· Yerel

· Kaynak çeşitliliği

· Temiz ve çevre dostu

· Ucuz olmasıdır.

Bu kapsamda alternatif enerji kaynaklarını incelemekte fayda vardır:

a) Güneş Enerjisi: Güneşin yaydığı ve dünyamıza da ulaşan enerji, güneşin çekirdeğinde yer alan füzyon süreci ile açığa çıkan ışınım enerjisidir.

Avantajları:

Ø Tükenmeyen enerji kaynağı olması

Ø Temiz enerji türü olması

Ø Doğabilecek ekonomik krizlerden etkilenmemesi

Ø Yerel uygulamalara elverişli olması

Ø Çok sayıdaki ülkede faydalanılabilmesi

Ø İşletme masraflarının az olması

Ø Karbon emisyonunun yani gaz, duman, kükürt veya radyasyon gibi zararlı artıklarının olmaması

b) Rüzgâr Enerjisi: Rüzgâr enerjisi, güneş radyasyonunun yer yüzeylerini farklı ısıtmasından kaynaklanır. Yer yüzeylerinin farklı olması, havanın sıcaklığının, neminin ve basıncının farklı olmasına yol açar. Bu farklı basınç da havanın hareketine neden olur.

Avantajları:

Ø Temiz enerji kaynağıdır, emisyon (yayılım) yoktur

Ø Yerel enerji kaynağıdır, dışa bağımlı değildir

Ø Yatırım alanının %1‘ini kullanır, bu alanlarda tarım ve hayvancılık faaliyetleri yapılabilir

Ø Ucuz bir enerji kaynağıdır

Ø İstihdam yaratır

c) Hidrojen Enerjisi: Hidrojen, evrenin kütlesinin %75‘ini oluşturan ve evrende en çok bulunan elementtir.

Avantajları:

Ø Çevre dostu ve yenilenebilir kaynaktır

Ø Diğer kaynaklara göre daha az miktarda, yüksek enerji elde edilebilir. Örneğin 2.8 kg petrolden veya 2.1 kg doğalgazdan elde edeceğiniz enerjiyi 1 kg hidrojenden elde edebilirsiniz

Ø Genellikle yakıt pillerinde kullanılır. Yakıt pilleri verimli, yüksek güç yoğunluk sağlar, çevre dostu, sessiz, modüler ve dayanıklıdır.

d) Biyoyakıtlar: Tarımsal ürünler; odun, hayvan, belediye atıkları ve bitkiden elde edilen enerji türüdür. Doğada yıllık 150 milyar ton biyokütle üretilmektedir.

e) Biomass (Katı Atık): Orman ve doğal bitki örtüsü atıkları, her türlü ağaç ve ahşap işleme atölye fireleri, evsel yeşil atıklar gibi sınırsız kaynaklardan sağlanan, ekonomik bir enerji üretim şeklidir. Karbon salınımı açısından nötr sayıldığından yenilenebilir enerji kaynakları içerisinde dâhil edilmiştir. Halk arasında "çöpten, çamurdan elektrik" şeklinde de tanımlanmaktadır.

Avantajları:

Ø Çevre kirliliği oluşturmaz

Ø Sera etkisi oluşturmaz

Ø Asit yağmurlarına yol açmaz

f) Biyodizel: Kolza (kanola), ayçiçek, soya, aspir gibi yağlı tohum bitkilerinden elde edilen yağların veya hayvansal yağların bir katalizör eşliğinde kısa zincirli bir alkol ile (metanol veya etanol) reaksiyonu sonucunda açığa çıkan ve yakıt olarak kullanılan bir üründür.

Etanolün elde edildiği bitkiler: Etanol kimyasal yapısı gereği şeker, nişasta veya selüloz içerikli bitkilerden elde edilir. Bunlar da; şeker pancarı, şeker kamışı, mısır, buğday, tatlı sorgum, patates, odunsular, tarımsal atıklar, selüloz içerikli belediye atıklarıdır.

g) Jeotermal: Jeotermal, yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, kimyasallar içeren sıcak su, buhar ve gazlardır. Jeotermal enerji de bu jeotermal kaynaklardan ve bunların oluşturduğu enerjiden doğrudan veya dolaylı yollardan faydalanmayı kapsamaktadır.

Avantajları:

Ø Yenilenebilir, sürdürülebilir, tükenmeyen enerji

Ø Temiz, çevre dostu (yanma teknolojisi kullanılmadığı için sıfıra yakın emisyon)

Ø Çok amaçlı ısıtma uygulamaları için ideal

Ø Fosil ve diğer kaynaklara göre daha ekonomik

Ø Verimliliği %95‘in üstünde

Ø Hazır enerji

Yenilenebilir enerji kaynaklarının tanımlarını ve avantajlarını uzun uzun sıralamak mümkündür. Bu kaynakların hemen hepsindeki ortak nokta, yukarıda sıraladığımız enerji kullanımındaki parametrelerdir. Bu parametreler de yenilenebilir enerji kaynaklarının insalık için avantajlı olmasına tekabül etmektedir.


Türkiye‘deki alternatif enerji kaynaklarının mevcut durumu hakkında bilgi verebilir misiniz?

Türkiye‘nin toplam elektrik kurulu gücü 2008 yılı sonunda 41.817,24 MW‘a ulaşmıştır. Bu kurulu gücün %66‘sına karşılık gelen 27.595,1 MW‘ını termik, %34‘üne karşılık gelen 14.229,9 MW‘ı ise hidrolik kaynaklardan oluşmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları açısından durum pek de iç açıcı değildir. 2008 yılı sonundaki verilere baktığımızda 363,7 MW rüzgâr, 29,8 MW jeotermal, 59,7 MW‘lık diğer kaynaklardan kurulu gücümüz vardır. Bu da toplam kurulu güç içerisinde yaklaşık %1‘e karşılık gelmektedir.

Oysa dünya genelindeki manzara oldukça farklıdır. Dünya çapında rüzgâr enerjisi kurulu gücü kapasitesi 2008 yılı sonunda %29 büyüyerek 121 GW‘a ulaşmıştır. Yine sadece rüzgâr açısından incelendiğinde 2008 yılı sonu itibariyle ABD‘nin kurulu gücü yaklaşık 25 GW, Almanya‘nın yaklaşık 24 GW, İspanya‘nın yaklaşık 16 GW‘lar mertebesindedir. Çin ise 12 GW‘lık bir kurulu güce ulaşmıştır.


Ülkemizde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ve bu alanda yürütülen projeler şu an ne durumdadır?

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi ülkemizdeki yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı dünya ortalamasının çok altındadır. 18 Mayıs 2009 tarihinde Yüksek Planlama Kurulu tarafından kabul edilmiş olan, Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi`ndeki bazı hedefler şöyle sıralanmaktadır:

Rüzgâr kurulu gücümüzün 20.000 MW mertebesine ulaşması,

Jeotermal kurulu gücümüzün 600 MWe mertebesine ulaşması,

Bu hedeflerin yakalanabilmesi için yenilenebilir enerji alanındaki Ar-Ge (Araştırma-Geliştirme) yatırımlarına da kaynak ayrılması gerekmektedir. Oysa veriler bu konuda da sınıfta kaldığımız göstermektedir. O
ECD/IEA (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü/Uluslararası Enerji Ajansı) üyesi ülkelerin enerji Ar-Ge faaliyetlerine ilişkin literatüre göre Türkiye, ABD‘nin bu alandaki harcamalarının %1‘i, Almanya‘nın %2‘si, Macaristan‘ın %30‘u kadar bir harcama yapmaktadır. Bu olumsuz tablodaki en önemli neden enerji piyasalarının yeniden yapılandırılmasına bağlı olarak Ar-Ge faaliyet
lerinin de özel sektöre bırakılması veya teknoloji gelişiminde belirleyici olan uzun vadeli, hacimli Ar-Ge faaliyetlerinin kısılması, özel sektörün ise riski az, hacmi küçük ve kısa vadeli kâr amaçlı yatırımlara yönelerek uzun vadeli çalışmalardan uzaklaşmaları veya sınırlı alanlara odaklanmalarından kaynaklanmaktadır. Bu durum da Ar-Ge faaliyetlerine yeterince önem gösterilmemesi gibi bir sonuca yol açmaktadır.

Yenilenebilir Enerji Kanunu (YEK)`da yapılan değişiklikler, Türkiye`de enerji sektörüyle ilgili ne gibi yenilikler getirecek?

Yenilenebilir Enerji Kaynakları‘nın Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımı‘na ilişkin yasa ne yazık ki ülkemiz yenilenebilir enerji kaynaklarının gerçekçi, tutarlı ve sürdürülebilir bir şekilde kullanıma dâhil edilmesi yönündeki taleplerin karşılanmasında yetersizdir. Çünkü enerji sektöründeki bilimsel çalışmaları besleyen Ar-Ge alanındaki bütünlüklü ve kamusal planlama ve yatırımlar gerçekleştirilmeden yeni bir düzenlemeyi hayata geçirmek çok gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Yanı sıra sadece bir teşvik mekanizmasına indirgenen mevcut yasadaki değişiklikler ile yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimine sokulması iddiası kısa vadeli politik bir manevradan başka bir anlam ifade etmemektedir.

Yasa ile yenilenebilir enerji kaynakları alanında, kamunun yürütmesi gereken görevler göz ardı edilmekte ve süreç sadece çeşitli teşvikler sağlanarak tamamen piyasa aktörlerinin girişimlerine bırakılmış görünmektedir.

Ülkemizin enerjideki dışa bağımlılığının azaltılması ve yenilenebilir enerjinin elektrik üretiminde payının artmasının ancak sektörel planlama, bilimsel araştırma ve teknolojik geliştirme altyapısının kurularak Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesi ile gerçekleşebileceği unutulmamalıdır. Bunun da hayata geçirilebilmesi için enerjinin kamusal bir yaklaşım ile değerlendirilmesi kaçınılmazdır.

Alternatif enerji kaynağı bu günlerde çok gündeme gelmekte alternatif enerji deyince aklımıza ne gelmelidir?

İkinci soruda da yanıtladığımız gibi; enerji kaynaklarını üç ana başlıkta toplamak mümkündür. Birincisi yerin altında kalan bitkilerin ve canlıların bataklık alanlarda birikmesi sonucu oluşan tabakaların değişime uğramasıyla oluşan ‘Fosil Yakıtlar"; ikincisi potansiyeli mevcut olan ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak kullanımı artan ‘Yeni` enerji kaynaklarıdır. Üçüncü enerji kaynağı ise tükenmeyen, eksilmeyen ‘Yenilenebilir` enerji kaynaklarıdır. Bunlar "Hidroelektrik enerji, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, jeotermal enerji, dalga enerjisi, gel-git enerjisi, okyanus ısısı enerjisi, hidrojen enerjisi, biyokütle ve biyogaz enerjisi." Dünya enerji kaynakları içerisindeki en büyük pay fosil yakıtlara (kömür, petrol, doğalgaz) aittir. Alternatif enerji kaynakları konusunda yapılan çok ciddi çalışma ve araştırmalara rağmen fosil yakıtların toplam dünya enerji tüketimi içerisindeki payı yüzde 85-90 oranında yer almaktadır. Kullandığımız ikincil enerjinin büyük bir kısmı da petrol, kömür ve doğal gaz gibi fosil yakıtlardan elde edilmektedir. Ancak bu yakıtların rezervlerinin sınırlı ve tükenmek üzere olduğu artık bilimsel çalışmalarla da ispatlanmış olup, yeni enerji kaynaklarına yönelimler artmaktadır.

Türkiye alternatif enerji konusunda hangi seviyede? Bu konuda gereken çalışmalar yapılmakta mı?

Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanılmasına İlişkin Kanun`un yürürlüğe girmesinden sonra 3.180 MW kurulu gücünde 87 adet yeni rüzgar projesine lisans verilmiştir. Bu projelerden toplam 2.000 MW kurulu güce ulaşacak olan santrallerin yapımı devam etmektedir. 2002 yılında neredeyse yok sayılacak düzeyde olan rüzgâr enerjisi kurulu gücü 2010 yılı Ekim ayı sonu itibarıyla 1.202 MW`a ulaşmıştır.

2010 yılı içinde işletmeye alınan toplam kurulu gücü 3.490 MW olan santralların 1.206 MW`lık kısmı yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi yapan santraller olup bunların;

· 436 MW`ı rüzgâr,

· 736 MW`ı hidrolik,

· 17 MW`ı jeotermal,

· 17 MW`ı ise çöp gazı ve biyogaz

kaynaklı elektrik üretim santrallarıdır. Ülkemizdeki yenilenebilir enerji potansiyelinin mevcut yenilenebilir enerji kaynaklarının kurulu gücü ile karşılaştırılması bu konuda istediğimiz noktada olmadığımızı gösteriyor. Üstelik bu alana sadece EPDK‘dan lisans almak ile sınırlı bir yorum getirirsek açıkçası bu alanın gerçeklerinden de uzaklaşmış oluruz. Çünkü bu alanın parça üretiminden bilimsel altyapısına kadar geniş bir perspektifi olduğu, bu skala içerisindeki tüm argümanların öncelikle kamu eliyle planlanmasının yapılması, sonra da bun kaynak ayırması gerçeğini göz ardı etmememiz gerekmektedir.

Alternatif enerjiye önem vermeyen ülkeleri gelecekte ne bekliyor?

2020 yılında G-20 ülkelerinin temiz enerji yatırımları 2.3 trilyon dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Küresel ekonomileri ilgilendiren konular üzerine araştırmalar yapan bir şirketin raporuna göre artan enerji talebi karşısında yatırımların Çin başta olmak üzere Asya‘ya yönelecektir.
Bu süreç içerisinde G20 ülkelerinin toplam yenilenebilir enerji kapasitesinin bugünkü düzeyinin dört katına çıkarak 1.180 GW seviyesine ulaşması da öngörülüyor. Rapor 2020 itibariyle Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore‘nin dünya temiz enerji içindeki payının yaklaşık yüzde 40‘ını oluşturacağına dikkat çekiyor. Çin üç senaryoda da, küresel lider pozisyonunu koruyor ve önümüzdeki 10 yılda yaklaşık 620 milyar dolarlık temiz enerji yatırımı çekme potansiyeline sahip gözüküyor. 2009 yılında 10‘uncu sırada yer alan Hindistan‘ın ise temiz enerji politikaları sayesinde 2020 yılında üçüncü sıraya yerleşeceği tahmin ediliyor.
Bilindiği üzere Türkiye`de ise mevcut "al ya da öde" esaslı doğalgaza dayalı ulusal ve uluslararası düzeydeki enerji ve elektrik anlaşmaları, kamu bütçesinde ciddi ölçüde olumsuz bir yük oluşturmaktadır. Bu süreçte "Yenilenebilir Enerji Kaynakları Kullanımı" kapsamında devreye girecek yeni santrallerden elde edilecek elektrik enerjisi için yapılacak teşvikler çeşitli çevrelerce yeni bir bütçe açığı olarak değerlendirilmiştir. Ancak, enerji sektöründe yaşanan bu olumsuz sürecin kamusal yarar doğrultusunda çözümlenmesi yerine, mevcut durum aynen kabullenilerek, yenilenebilir enerji kaynaklarının devreye sokulmasının da bilinçli olarak geciktirilmiş olması genel kanı olarak kabul edilmektedir. Bunun yanında enerji alanındaki kamu kurumlarını küçültme, işlevsizleştirme, özelleştirme amaçlı politika ve uygulamalarla enerji politikaları tam bir kaosa sürüklenmiştir.

Tüm dünyanın yararsız olduğunu kabul ettiği ve artık terk etmeye çalıştığı üzere, başta nükleer satraller ve tüm fosil enerji kaynakları; çok büyük ve geri dönülemez bir çevre kirliliği ve toplumsal maliyet yaratmaktadır.

İşte tüm bu gerekçeler ışığında, Türkiye yönünü ‘yenilenebilir enerji` kaynaklarına çevirmek zorundadır. Zorunlu olarak tercihlerini, teşviklerini, kaynaklarını, plânlamalarını, yatırımlarını, uygulamalarını buna göre düzenlemek zorundadır. Bu düzenlemelerde de enerjinin temel insani hak olduğu unutulmadan kamusal yaklaşımla, sadece kâr edilecek bir alan olarak değil, enerjinin insani ihtiyaçları karşılamak gibi bir sorumluluğunun olduğu unutulmamalıdır.

Kısaca yenilenebilir enerji kaynaklarına önümüzdeki dönem içinde yönelinmemesi durumunda şu an yaşadığımız gibi dışa bağımlı, pahalı, güvenilir olmayan bir enerji politikası ile karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz olacaktır.

Hiç yorum yok: